24 Aralık 2011 Cumartesi

Sarıkamış

Bir subayın harekata dair anıları şöyle:
“Herkes Sarıkamış’ı hücum edilecek tepenin hemen arkasında sanıyordu, çünkü elimizdeki 1:200 000 ölçekli haritada (Oltu paftası) kötü şansa mahkum bir hattat kalemi, kitabe kenarında bir kaç yolun birleştiği bir noktaya, haritanın öbür yazıları tür ve oranında “Sarıkamış” adını oturtmuştu. Gerçekte Sarıkamış 8 km. kadar daha uzaktaydı.
Komşu bir paftanın yakın bir yerini-yolların nereye gittiğini göstermek amacı ile haritanın kitabe çizgileri içine yazmak bazı ülkelerin topoğraflarına göre bir kuraldır. Fakat yazını türü, metindeki yazıların türünden kesinlikle başka karakterde seçilir.…
Haritaya göre üç saat sonra doruk çizgisindeki boyun noktasını geçeceğimizi sanıyorduk.İki katı uzaklıkta yol aldık, yine yokuştan kurtulamadık.
Topçuların bu dik ve karlı dağ yolundan nasıl çıkacaklar aklım almıyordu.Biz zahmetle güçlükle, fakat disiplin ve düzenden ayrılmayarak en sonunda çıktık. Fakat bizi arka tarafı iniş bir boyun noktas değil, çok geniş ve uçsuz bucaksız görünen bir kar yaylası karşıladı. Pek yorulmuş ve takatsiz düşmüştük. Tam yayla üzerinde keskin bir rüzgar ve ardından şiddetli tipi başladı. Bu andan itibaren gözgözü görmez oldu. Kimsenin kimseye yardım etmesi söz söylemesi, sesini duyurması imkanı kalmadı. Subaylar çok uğraştı fakat kolordu çözülüp eridi. Hala gözümün önündedir. Yol kenarında karların içine çömelmiş bir er bir yığın karı kolları ile kucaklamış, titreyerek, çığlık atarak dişleriyle kemiriyor, tırnaklarıyla kazıyordu. Kaldırıp yola götürmek istedim, umursamadı. Beni hiç görmüyor duymuyordu. Zavallı cinnet geçiriyordu. Böylece şu uğursuz buzlar içerisinde biz belki onbin kişiden fazla insanı bir günde karların altına bıraktık ve geçtik...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder